
Baba, herzaman yaptığımız sohbetleri bu defa kayıt etmek istiyorum. Sitede yayınlanacak haberin olsun. Merak ettiğim ve sana her fırsatta sorduğum bir soru ile başlamak istiyorum. Rahmetli dedem „Memadî Male Îbike“ sabah kalktığında, güne nasıl başlardı ? Bana bundan biraz bahsedermisin.
Oğlum... madem merak ettin bende sana birdaha anlatayım. Rahmetli sabah kalktığında ilk olarak ahıra giderdi. Davarları yemler sularını verirdi. Ardından ahırı bir güzel temizlerdi. Bunları yaptıktan sonra anamın hazırladığı kahvaltıya otururdu. Bu işleri yapmadanda sofraya oturmaz birşeyler yemezdi.
“Kahvaltı” bizim bildiğimiz veya şimdi yaptığımız gibimiydi...
O zaman bu kadar bolluk nerede... Öyle çok şeyler yoktu ama yinede güzeldi. Ne bilim işte... yoğurt, peynir, tereyağ, yumurta, helva falan vardı. Ama çoğunluklada sabahları çorba içilirdi. Yoğurt çorbası ne bilim... Tarhana çorbası olurdu. Domates, salatalık bazende üzüm vardı kahvaltının yanında.
Daha nasıl zengin olacak baba ! hemen herşey varmış...
Ha... birde kahvaltıda siyah çay, Ihlamur çayı ve su içilirdi.
Peki, öğlen yemekleri nasıl olurdu ?
Her zaman olmasada genelde et olurdu. Pilav tarhana ve yoğurt çorbası bulunurdu sofrada. Mesela bazen akşamları “Gahol” olurdu tatlı olarak. 
O nasıl oluyor ?
Hani, Almanca Nachtisch deniyor ya. Yemeğin üzerine yenen tatlı. İşte öyle bir şeydir Gahol. Hamur kavrulurdu, genişçe bir sininin üzerine konur kuyu ağzı gibi bir şekil verilirdi. İçerisinede kızartılmış saf tereyağı veya pekmez dökülürdü. Yandan kaşıkla kavrulmuş hamuru alır tereyağına veye pekmeze batırıp yerdik. Ben çok severdim. Yapıldığında çocukken en çok sevindiğim bir tatlıydı.
Rahmetli Ebem çok yaparmıydı Gahol u ?
Yapardı. Bizde o zaman bayram ederdik. Sevinirdik yani. Gahol bana kalırsa bugün en güzel çikolatadan bile güzeldi çok hoş bir tadı vardı.
Başka ilginç olan bir yemek varmıydı ?
Mesela Çıplatma vardı ....
Çıplatma nasıl oluyordu ?
Pek zor bir yemek değildi. Yine hamuru yağda pişirirlerdi. Basitti. Onu yerdik.
Her zaman olmazsada genelde et olurdu dedin...
O zamanlar besicilik çok olduğundan hemen herkesin kapısında hayvan olurdu. Onun içinde çok kesildiği durumlar çıkardı. Kurban bayramındada biliyorsun etin bol olduğu günlerdi.
Baba... bu soruyu şunun içinde sordum aslında. Biliyorsun bizim köylü Emin Salman var. Kırşehirde öğretmen...
Evet. Ji Male Daxilan dan Emin Hoca
Onun bir kitabı yayımlandı. Adıda Uzaktan gelen Ses
He...evet... bizim köylü bir öğretmenin kitap yazdığını duymuştum. Sen geçen gün Darmstadt'daki düğünde almıştın o kitabtan bahs ediyorsun değil mi ?
Evet, evet. O kitabın. 91. sayfasında aynen şöyle bir cümle geçiyor. “Midelerimiz hep küskün, bağırsaklarımız hep dargındı. Ne zaman köyden ayrıldım midemle bağırsaklarımla barıştım.” Bu cümleden ben dedemlerin zamanında köyde çok ağır bir yoksulluk varmış diye anladım.
Tabii oğlum yoksulluk vardı. O zamanlar köy çok yoksuldu. Yiyecekleri giyecekleri kıttı. Böyle her kişinin üç beş pantolonu ceketi olsun. Nerede !. Düzgün bir elbisesi olanın sayısı iki üç kişiyi geçmezdi. Oda köyün ileri geleni bir kaç ailede olurdu. Mesela Mala Baxde`ler zengindi o zamanlar. İnsanlar bugünkü gibi rahatda değillerdi. Gerçi Emin Hoca orada ne demek istemiş ben pek anlamadım ya !.
Anlatmak istediği ? köyden çıktığı andan itibaren rahata erdiği...
Bak, o konu biraz tartışılır. Bana kalırsa biz o zamanlar daha rahattık. Tamam yosulluk vardı her şey kıttı ama rahattık. Mesele yenen içilense daha iyisi daha kalitelisi, söylediğim gibi sofralarda bulunurdu. Tamam.... şimdiki gibi bolluk yoktu. Çeşit de yoktu ama herşey tertemizdi. Şimdi bolluk var rahatlık nerede ? hepimiz bir yerlere dağılmışız. Kardaş bir tarafta bacı bir tarafta gurbet ellerinde öyle yalnız....
Baba konuyu değiştireceğim. Sen bir ara sohbetlerimizde bana Anteple olan ilişkimizden bahs etmiştin. bizim köyden akrabası Antep taraflarında olan varmıydı ? yani gidip gelirlermiydi.

Olmaz olurmu vardı tabi. Mesela Usî Pûskili ve Şîxê Îbe bir zaman Antepe gitmişler.
Ne için gitmişler ki ?
Bunlar Antep’e akrabaları ziyaret etmek icin gitmişler. Oradan Antep’in Araban ilçesininin Homadi köyüne varmışlar. Orada kör olan bir kadınla konuşmuşlar. Kadın eski zamanı, olanı biteni çok iyi bilirmiş. Uso ve Şîxo’ya kimlerdensiniz falan diye sorunca bilmiş çıkarmış. Siz yoksa Çamalak köyündenmi geldiniz diye sormuş.
Kadının ismi neymiş ki ?
Bak... onu hatırlamıyorum çok oldu. O zaman söylemişlerdi ama !
O zaman bizim köyden bir kaç kadın ve erkek şahsiyet ismi sorayım sana?
Bekire Avî Hesî Solêx, Cilanî Dade, Daxî Male Kote, Ûsî Mahmo, Necibî Hecî Omar, Ebdilî Dövid, Daxistanî Dövid, Memedî Ebdilî Hesen, Hecî Hûsî Kûlik.
Ya kadınlar….
Şimdi öyle hızlı soruyorsun ki oğlum... aklıma ilk gelenleri söylüyorum haberin olsun. Unuttuklarım olabilir.
Olsun baba sonra tamamlanır....
Mate Hindî Hesê Solêx, Aşê Hecî Omar, Fate Sor, Aşe Hesî Omî Ave, Fate Tekşîn
Baba… müsaden olursa yine Emin Salman kitabına döneceğim. Şu cümlelerin altını çizmişim, kadınların durumunu anlatırken şunları yazıyor: “Kadınlar horlanır, aşağılanırdı”. Buna sen ne diyorsun. Konuştuğumuzda bana köyün hep güzel yönlerinimi anlattın yoksa ?
Bak… oğlum Emin Salmanın kitabından hep örnek veriyorsun ! Sanki sen karşı çıkıyormuşsun eleştiriyormuşun gibi anlaşılır ayıp kaçar. Köylümüzdür, akrabamızdır ayıp kaçmasın Sonra ben ne bilim okumadım kitabı .

Bir şey olmaz baba merak etme. Emin amca bu söylediklerimin ne anlama geleceğini bilecek birisidir. Hem ben kitabını ciddiye alıyorum. Duyduğumda ilk işim almak oldu. Benim merak ettiğim sizin döneminizdeki yaşamdır. Bunlardan bir taneside kadınların durumudur.
Şimdi ne diyeyim sana. Arada bir sevgi saygı vardı. Helede kadınların kendine göre bir saygıları vardı tabii. Mesela erkekler evin önünden geçerlerken falan… ayağa kalkıp yol verirlerdi. Yürüyenlerde durur geçmesini beklerdi. Bu doğrumuydu yanlışmıydı onu ben bilmem.
Benim ençok merak ettiğim kadınlara karşı şiddet varmıydı ? yani döverlermiydi dedelerimiz ebelerimizi ?
Yok... oğlum yok... öyle bir şey olmazdı. Tek-tük vuran olmuştur ama genelde bizim köyde öyle dövme vurma falan yoktu. Aksine kadını dövmek büyük bir ayıptı. Bunu yapanlar sevilmezdi.
Anladım baba. Bende yine konu değiştireyim. Köyümüzde eskiden “Köyodası” varmıydı ?
Köyodası dediğin bir odaydı. Varlıklı ve durumu iyi olanlar köye dışarıdan gelenlerin kalmaları için bir oda hazırlamışlardı. Akşamları özelliklede kışın erkekler buraya toplanır vakit geçirirlerdi.
Ne konuşulurdu genellikle ?
Ne konuşalacak işte… sohbet falan ederlerdi, karşılıklı fikir falan danışırlardı. Köy yerinde ne konuşulursa onu konuşurlardı işte.
İçecek birşey falan bulunurmuydu odada ?
Genelde su içilirdi. Kahvede vardı evet kahve çay içilirdi.

İlk kim açtı peki bu odayı köyde ?
Benim bildiğim Momadî Male Îbkenin babası Îbî Hese ye aittir ilk köy odası. Öncesini bilmiyorum. Sonradan kahvehaneler kuruldu tabii erkeklerde orada toplanmaya başladılar.
Anladım şimdi bu sohbeti biraz hızlı yapacağız demek. Baba türkler „beşik kertmesi“ diyorlar adına. Almancada karşılığını bulamadım. Bizde varmıydı bu gelenek ?
Ha… sen Biskbirî den bahsediyorsun . Evet vardı o gelenek. Hatırladığım kadarıyla bir kız çocuğu bebekken, bir oğlan çocuğuna uygun görülürdü. Bunun içinde kızın Bisk`in den bir parça kesilir saklanır veya işaret yapılırdı. Bu iki çocuğun ileride birbiri ile evlenmesi içindi bunlar.
Peki, büyüyünce bu geleneği kabul etmeyip evlenmeyenler oldumu ?
Oldu tabii. Evlenme çağına gelince beğenmeyip ayrılanlar oldu. Bu zamanla ortadan kalktı zaten.
Baba senin zamanında köyde doktor varmıydı ?
Hayır… canım doktor ne arasın. Sen köyümüzü Almanyadaki köylerle karıştırdın herhalde. Ne arasın öyle her köyde doktor. Askerde falan iğne vurmasını öğrenmiş olanlar vardı. Onlar hastalara Pensilin falan vururlardı.
Su sorunu varmıydı ?
Bizim köyün çeşmesinin suyu biraz eşkiydi. Pek fazla içilmezdi. Diğer köylerin ki iyiydi ama bizim ki eşkiydi. Çeşmede köyde Holke Male Dövid olarak bilinirdi.
Köydeki camiyi kim yaptırdı ?
Camiiyi Mala Baxde'ler yaptırmıştı.
Mala Baxdê'ler varlıklı ve köyün ileri gelenleri demiştin...
Onlar zengindi. Kapılarında koyunları, atları vardı., Yani mal-mülk sahibiydiler. Koyun sürülerini güdecek çobanları olurdu. Bazende doğuya gidip koyun alır gelirler İstabul'a satmaya götürürlerdi. Kars'ta, Erzurum'da herkes bu aileyi tanırdı.
Peki köyün din işleri ile uğraşanlar kimlerdi ?
Mehmûdî Male Basike ve Hecî Ome’nin dini bilgileri çoktu. Birde Bekire Hesê Solax vardı. Şimdide Hafız Salman vede Mistafa Demiryürek vardır. Bunlar dini kitap okuyan ve kendini geliştiren kişilerdi. Haci Ome, Male Ocex’ lerden olur. Aslen Çîdali ’dan gelmişlerdir. 
Birde cenazelerde kim daha iyi ağıt okurdu baba…. Konya Kululu bir arkadaşım Orda buna „Jina Şare“ dediklerini söyledi.
Evet …canım…bizdede vardı. Mesela benim bildiğim Fate Kole vardı. Çok güzel ve acılı okurdu ağıtları. Herkeste bunu yapamaz tabi. Bir başladınmı hata yapmak olmaz. Mısraları birbirine iyi uydurmak gerekir.
Köyün en ünlü çobanları kimdi ?
Her mahallenin bir çobanı olurdu. Binlerce koyundan ibaret sürüler vardı. Sanırım köyümüzün o zamanlar 6 veya 7 çobanı falan vardı.
Köye başka milletlerden gelip yerleşen varmıydı ? Mesela Bulgar, Arnavut, Çerkez gibi
Yok yok olmadı.
Baba o zamanlar köylülerimiz çok sigara içerlermiydi ?
He… canım çok içilirdi. Tütün falan sarılırdı.
Son olarak şunu sormak istiyorum baba. Sana göre köy hayatımı güzeldir yoksa şehir hayatımı ?
Köy hayatı daha güzeldi oğlum. Ben şehir hayatını hiç sevmedim. Kuru telaş. Köyün havası ne bilim doğası tertemizdi.
|